13 Eylül 2015 Pazar

Enver GÖKÇE / Onlar Yoksul Eti Yerler





























Ah
Len
Ah
Onlar
Yoksul
Eti
Yerler
Ve
İçtikleri
Kandır.
Enver GÖKÇE  /  Onlar Yoksul Eti Yerler

Ruhi Su / Irmak















Ağaç demiş ki baltaya
Sen beni kesemezdin ama
Ne yapayım ki sapın benden
Bak şu ağacın bilincine sen
Ölen ben, öldüren benden

Bunca analar ağlayıp durur da
Akıp gider gelinciklerden
Kör müdür sağır mıdır bu ırmak
Ölen ben, öldüren benden

Her yerde böyle olmuş bu
Önce dağa, taşa, ağaca söyletmiş halk
Sonunda sabahın bir yerinden
Uyanıp kalmış ayağa ırmak
Ölen ben, öldüren benden


Ruhi Su / Irmak

Devrimci sol savunması.

































12 Eylül'ün nasıl bir toplum yarattığı yapılan iki deneyin gözlemleriyle ortaya çıkmıştır. 
Birincisinde, Nazi askerlerinin kıyafetlerini giyen ve Almanca-Türkçe karışımı konuşan tiyatrocular,
istanbul Beyoğlu'nda kimlik kontrolüyapmış, istisnasız herkes uymuş, hiçbir tepki gösterilmemiştir.
ikincisinde ise, yine istanbul'un kalabalık bir caddesinde sivil giyimli kişiler,
kendilerine sivil polis havası vererek, komutla caddedeki tüm insanları yere çömeltmiş,
daha sonra kentin değişik yerlerinde insanlara
''şu duvarı tut devrilmesin!'' gibi en anlamsız şeyleri  
yaptırmışlar, yine itiraz eden, tepki gösteren olmamıştır. 
Devletin resmi güçlerinin militarizmi nasıl yaydıklarını ve topluma emir-komuta ile yönetilme alışkanlığını
nasıl benimsettiklerini, kolluk kuvvetlerinin baskı-terör- işkence uygulamalarının toplumu ne hale getirdiğini
en iyi bu iki örnek anlatıyor. Elbetteki bu örnekler cuntacıları memnun etmiştir.
Hedeflerine ulaştıklarını; kışla disiplinini topluma hakim kılmakta başarılı olduklarını görmüşler, 
göğüsleri kabarmıştır.
Güce tapan kişilikleriyle, bu onlara yaraşır, ama hiç kimsenin istanbul gibi bir yerde yabancı askerlerin
kimlik kontrolü yapmasına itiraz edilmemesinden ''en azından yurtseverlik adına'' gurur duymaması gerekir.
Bu utanılacak bir şeydir.Bu utanç, toplumu bu hale getirenlerindir. 
Çök deyince çöken, en anlamsız emirlere uyan bir toplum yaratmak
kimseye onur kazandırmamıştır.
Bu şerefsizlik de cuntanın taşıdığı nişanlara eklenmiştir.

Devrimci sol savunması.


28 Ağustos 2015 Cuma

Bilgesu Erenus / Narçiçeklerinin nedeni



Toplumumuz neden hastalıklı bir nar çiçeği ağacına dönüştü?  
Açtığı bunca çiçeğe karşın neden yoksulluğu yok eden bir meyve veremiyor? 
Demir parmaklıklı kapının yanı başındaki nar ağacının, dünü, bugünü ve yarını? 
Yalnız maden işçileri değil, hepimiz sürekli göçen bir ocağın altındayız. 
El emeğimiz, göz nurumuz, çor çocuğumuz, sanatımız, doğamız, bilimimiz, ,
türkümüz, ahlakımız, dayanışma duygumuz ve hele hele karşılıklı canlara mal olan kardeşliğimiz, 
hep birlikte yerin yüzlerce metre derininde değilsek bile, bin dokuz yüz seksenden bu yana 
tam otuz yıl yerin altında kurtarılmayı bekliyoruz.

Bilgesu Erenus / Narçiçeklerinin nedeni

27 Ağustos 2015 Perşembe

Turgut UYAR / YALAĞUZ



Bektaş yüce dağ başında -yalağuz-du.
Bektaş zaten doğduğundan beri -yalağuz-du...
Bir sopa, üç beş koyun, bir köpek,
Bulutların içinde kendi kendine -yalağuz-du...

Mintanı ile yalnızdı, çarığı ile yalnızdı,
Bilinmez düşünceleri, Tanrısı ile yalnızdı...
Köyde, şehirde, kasabada, dağda
Beş on kelimesi, diliyle.
Yalnız insanların o garip haliyle;
Yalnızdı Bektaş, yapayalnızdı..

Bektaş mayıs böceği kadar yalnızdı,
Esaretinde hürriyetinde sevdasında,
Üç yaşında da yalnızdı, on beşte de, seksende de,
Yağmurların altında, bulakların kenarında.
Türküsünde, koşmasında, şarkısında,
Tamamda da, noksanda da,
Papatya gibi yalnızdı, kuşyemi gibi yalnızdı.
. . . . . . .
İğneden ipliğe işte Bektaş, yapayalağuzdu...

Turgut UYAR / YALAĞUZ

10 Ağustos 2015 Pazartesi




Mermerlerin üstüne kazınacak
Sözler söylemediler bu dünyada.
Yüzleri bir ressama poz vermeye de uygun değildir
Çünkü değişir, acıdan sevince
Umuttan düş kırıklığına ikide bir.

Adlarını da aklında tutmaya çalışma.
Kahpece öldürüldüler, dersin
Çok severlerdi bu ülkeyi...
Böyle söylersin.Bir gün sonra olursa.

Ahmet Erhan
(Alacakaranlıktaki Ülke, sayfa 27)

"Biz kaçınılmaz olanız. 

Biz sizin endüstriyel ve sosyal hatalarınızın sonucuyuz. 

Biz sizin yarattığınız toplumdan çıktık. 

Biz devrin başarılı başarısızlıklarıyız, bu rezil medeniyetin belalarıyız. 

Bizler, ahlaksız sosyal seçimin yaratıklarıyız. Biz güçlüler ile karşılaştık. 

Sadece güçlü olanlarımız dayanabildi.

Biz, uygun olanların hayata devam edeceklerine inanıyoruz. 

Siz, maaşlı kölelerinizi kirliliğin içinde ezerek hayatınızı devam ettirdiniz. 

Sizin hâkimiyetinizdeki savaşın kaptanları, kanlı büyük vurgunlarını işçilerinizi köpekler gibi vurarak yaptılar. Böylelikle ayakta kalabildiniz.

Sonuçtan şikâyet etmiyoruz, doğruluğunu kabul ediyoruz ve biz de aynı doğa kanunu içindeyiz. 

Ama şimdi bir soru ortaya çıkıyor; varolan sosyal çevrede hangimiz hayata devam etmeliyiz?"


Jack London