5 Ocak 2014 Pazar
Birgün bir sinir hastalıkları uzmanına bir hasta gelir.
-Doktor, der, hastayım, hayattan zevk alamıyorum. Açlar aklıma geliyor,
yemek yiyemiyorum. Çıplaklar hatırıma geliyor, onlarla birlikte üşüyorum.
Her cinayette kendimi suçlu buluyorum.
Her katil bıçağının kabzasını sanki benim ellerim tutmuştur.
Her atılan kurşun benim kalbime saplanıyor. Bütün bu toplumun suçları benim omuzlarıma yüklenmiş.
Artık gülmesini unuttum. Doktor, hastasını omzundan tutar,
pencerenin önüne getirir, perdeyi aralar, parmağıyla karşı duvardaki afişi gösterir.
Bu afişte, bir sirk palyaçosunun reklamı vardır.
-Azizim, der, şu palyaçoyu görüyor musun? Tavsiye ederim, her gece bu palyaçonun gösterilerine git.
Bütün kederini, elemini, derdini unutursun. Gülmeyi, kahkahayı öğrenirsin.
Hayattan yeni baştan zevk almaya başlarsın.
Hasta, başını eğer,
-Doktor, der, işte o palyaço benim!
Sekiz yıllık yazarlık hayatım, bu palyaçonun hayatına benzer.
Sevgili okurlarım! İşte o kavgadan Geriye Kalan gözyaşlarından süzdüğüm şu bir avuç kahkahadır.
Aziz Nesin - (Geriye Kalan)
27 Kasım 2013 Çarşamba
Eylül mezarlıklarından şimdi her gece
ellerinde fenerlerle geçen arkadaşlarım
Oturup düşündüm unutkan bir ülke eylül
Herkes unutuyor ancak bir deniz sofrasında
durulunca hazları tenin ve bütün kitaplar
hatırlıyoruz. Ne kadar yoksuluz çocukluğumuzda.
Anamızın eteğine doldurulmuş çakıltaşları
Güz gelince yeniden ölen çekirge, savruk otlar
gizli bir tarihin yarıklarını
doldurmak için ırmağın sürüklediği çerçöp
kambur yollarında ceza okullarının
aşınmayı önleyen bir avuç kabara ve anamız
şimdi düşünüyorum kimbilir kaç kez
yamalı çoraplarla birlikte yeniledi bizi
Islanınca esmer defterleri yüzümüzün
bu çamurla kanla alınteriyle gizli bir yazgı
çakıyor bir an. Karanlık feneri ülkemizin.
Nasıl bir yalnızlık, unutulmuş bir ışık diliyle
çırpınırken biz üstümüze geliyor büyük gemisi geleceğin
Bir tenis topu, koşan bir çocuk, bir gözyaşı bile değiliz.
Yalnızca bir ağaç ailesi ve bir köşede
yıllardır bizi gözleyen hep aynı balta: Dalgınlık.
Düşünüyorum nasıl budandık bahara ulaşmak için.
Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin
unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz
ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından
ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım
durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için.
Onat Kutlar / Turguta
ellerinde fenerlerle geçen arkadaşlarım
Oturup düşündüm unutkan bir ülke eylül
Herkes unutuyor ancak bir deniz sofrasında
durulunca hazları tenin ve bütün kitaplar
hatırlıyoruz. Ne kadar yoksuluz çocukluğumuzda.
Anamızın eteğine doldurulmuş çakıltaşları
Güz gelince yeniden ölen çekirge, savruk otlar
gizli bir tarihin yarıklarını
doldurmak için ırmağın sürüklediği çerçöp
kambur yollarında ceza okullarının
aşınmayı önleyen bir avuç kabara ve anamız
şimdi düşünüyorum kimbilir kaç kez
yamalı çoraplarla birlikte yeniledi bizi
Islanınca esmer defterleri yüzümüzün
bu çamurla kanla alınteriyle gizli bir yazgı
çakıyor bir an. Karanlık feneri ülkemizin.
Nasıl bir yalnızlık, unutulmuş bir ışık diliyle
çırpınırken biz üstümüze geliyor büyük gemisi geleceğin
Bir tenis topu, koşan bir çocuk, bir gözyaşı bile değiliz.
Yalnızca bir ağaç ailesi ve bir köşede
yıllardır bizi gözleyen hep aynı balta: Dalgınlık.
Düşünüyorum nasıl budandık bahara ulaşmak için.
Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin
unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz
ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından
ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım
durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için.
Onat Kutlar / Turguta
12 Kasım 2013 Salı

varsın şarkılar sustu bilinsin
hatta
demiri çürüten bilekler
zora direnen yürekler
gün ve güneş mühürlendi denilsin
gün bitse bile gökyüzünde
günler daha mühürlenmedi
çünkü dilde söz, çiçekte renk
ve zamanda gelecek bitmedi
yine denizler ve gökyüzünün arasında
yine dik ve ayakta
gülümseyen şafaklarla parlayacak
ve gelincik yüzlü bir dünyada
çocuklar olacak sonsuzun peşine düşen”
Adnan Yücel - (Gelincik yüzlü bir dünya)
hızla gelişecek kalbimiz
kalbimiz hızla.
sürgünlerin umutsuzluğunda
kırık kalpler, yaralılar, onulmazlar
farksız çarpanların umutsuzluğunda
ve köprü başlarının umutsuzluğunda
ve köprü başlarının umudunda.
sular bitse bile, çiçekler atılırken oralara
temiz bir ilişkinin bulutsuzluğunda
ve eski dağlarda, eski dağlarda kış
kovalarken ülkesini
hızla gelişecek kalbimiz.
kendi öz hüznümüzün ılık tarlasında
bozkır dayanıklılığımızın tarlasında
kalbimiz
ellerimiz ayaklarımız arasında
ve kimsenin bölemediği şarkıyı
güllerin, buğdayların ve acının şarkısını
bir haziran uygulayacak sesimize.
sütçünün sesiyle birlikte
erkenci işçilerin sesiyle birlikte
söförün sesiyle birlikte
sabah baslamış sarhoşların sesiyle birlikte
yaman sarhoşların sesiyle birlikte
ve yeni uyanışların ve yeni doğmuşların
ve herkesin ve herkesin
sesleriyle birlikte
bir haziran uygulayacak
kimse bölemiyecek ve kalbimiz
hızla gelişecek.
yıkıntılara karışan eski bir bahar
büyük olmaya elverişli bir bahar
eskiden yaşanılmış ve her şeye rağmen
insanlara göre bir bahar
suların kana kestiği yahut
suların kana kestiği bir bahar.
hızla gelişecek kalbimiz
bir mavilik kalıbında
bir odada, en olağan bir odada
en sade, en insanca bir odada
bir kadınla bir erkeğin olduğu bir odada
bir kadın bir erkeğin
bir kadınla bir erkek olduğu
ellerin ve omuz başlarının
birbirini bulduğu.
birden gerçekliğini algılıyarak
saat çalınca ve görünce güneşi
birden vazgeçilmezliğini algılıyarak
önemli ve gerekli buluşunu kendini
birden hatırlıyarak
geleceğe hazırlayınca olanca göğüslerini
ve herşeye ve ölüme.kalbimiz
hızla gelişecek
çağımıza pek uygun bir hızla
gelişecek kalbimiz
(...)kalbimiz
yerin ve göğün altedilmez bir dirilikte olduğu
tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz.
kalbimiz
kalbimiz hızla gelişecek.
Turgut UYAR - (hızla gelişecek kalbimiz)
26 Ekim 2013 Cumartesi
20 Ekim 2013 Pazar
vatan topraksa eğer .... ormansa nehirse madense vatan... işçiyse köylüyse
aydınsa vatan ... yani yapıp yaratmaksa herşeyi yenibaştan... sevmeyi yenibaştan... alkışı yenibaştan ... bir hesabı vardır bunun sorulur ... bir hesabı soracaklar bulunur ... Akgün karagünden öcünü alır birgün .... ürker altunlu yiğitliğin senin ey bunak düzen .... ürker bu yağma saltanatın .... o kanlı karanlıktan kopup gelen bebeğin .... güneş renkli ilk çığlığından .... lenin'ler olur bu çığlık hey bekleroğlu .... marks'lar mao'lar mevlana'lar .... mustafa kemâl'ler olur hey bekleroğlu .... galile'ler gagarin'ler adsız ustalar .... ve sen olursun işte hey bekleroğlu ....
kıtlıklarda .... kıranlarda .... kurtuluşlarda ..
hasan Hüseyin korkmazgil
5 Ekim 2013 Cumartesi
Bunca yıl çok ışık birikti avuçlarımda
Senin olsun
Esinlen sevgi dokuyan ellerimden
Bunca yıl şiirin, kardeşliğin, kavganın
Has bahçelerinde yarattım bu gerçeği,
Sabrım senin olsun.
Aşkım senin olsun.
Acıların sütüyle büyüttüğüm umutlar
Mahpushane avlularında boy verdi,
Dolunay menekşelendi kirli kara camlarda.
Her görüşte yeniden vurulduğumuz ana evren
Özgürlüğe boyadı saksımdaki çiçeği
Senin olsun.
Biz ki acılar döneminden
ellerimizi kirletmeden geçtik.
Direncim senin olsun,
sevgim senin olsun.
Şükran Kurdakul / ARMAĞAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


