22 Temmuz 2015 Çarşamba
Ahmet Telli / Kalbim katlanma bu dünyaya
" anılar biriktikçe sisleniyor aşklarda
yitiriliyor serüven duygusu ki o zaman
şeytanımı koluma takıp gitmeliyim
yeni bir cehennem kurmalıyım kendime
hep kendini yineliyorken sesler kokular
gittikçe birbirine benziyorken dünle bugun
ölümsüz olmak kadar ürkünç birşey
bu dünyaya alışmak duygusu
sonsuza kadar sonsuzluğa asılı kalmak
tanrılara ödül insanoğluna cezaysa
kalbim bağışlanmayacak birşey yap
katlanma kendine ve bu dünyaya
kalbim ödünç say sana ayrılan ne varsa
geri vermiştin dinini
dilini de unut artık
aztektin yahut kürt, hüznünse kızılderili
geri ver ne kalmışsa sende, umutların dahil
hiçlik, o sezdiren keder
buydu senin payın
duyumsa sülfürün yarışını
seni vur ,seni bekleme, seni tarihsiz kıl
bir kartala parçalat seni kayalara zincirleyerek
kurbanla kurban eden bilinmiyor tarihe bakarsan
bir efsaneydi yaşamak, sende bilmiyorsun bunu
medyomdu kimya bir senfoninin diliydi belki
yeni cehennemler kurmuştuk bilinebilir şeylerden
sözünü tut artık, seni tarihsiz kıl
ve katlanma bu dünyaya ey kalbim "
Ahmet Telli
https://youtu.be/lwQmDcfR-VI
31 Mayıs 2015 Pazar
DAĞLAR BANA GERİ VERİN, KADİR'İMİ SİNAN'IMI. 15 - 1-1944 - 31-05-1971
Sinan Cemgil 15 - 1-1944 - 31-05-1971
Öldürüldüğünde babası Adnan
Cemgil köylülere hitaben şu konuşmayı yapmıştı:
"Ben varlıklı bir aileden geliyorum. Öğretmenim. Ekonomik durumum oldukça iyi.
"Ben varlıklı bir aileden geliyorum. Öğretmenim. Ekonomik durumum oldukça iyi.
Oğlumu en iyi şekilde
yetiştirdim. En iyi okullarda okuttum. Ülkenin en güzide üniversitesi
ODTÜ'de okuyordu. Hiçbir şeye
ihtiyacı yoktu. Ölmese yüksek mühendis çıkacak ve o da varlıklı
bir hayat yaşayacaktı. Fakat o
sizin iyiliğiniz için öldü. Bunu bilesiniz diye söylüyorum."
Öldürüldüğünde naaşı etrafında toplanan kişiler gene onu ihbar eden uğruna ölümü göze aldığı köylülerdi.
Öldürüldüğünde naaşı etrafında toplanan kişiler gene onu ihbar eden uğruna ölümü göze aldığı köylülerdi.
Bu kez de naaşı almaya
geldiğinde Sinan Cemgil'in annesi Nazife hanım köylülere yönelik şu konuşmayı
yaptı:
"Bu oğlum Sinan. Bunlar da onun arkadaşları (Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan), kardeşleri. Onlar da oğullarım.
Bu çocuklar, bu oğullar; bu
ülkeyi, halkı, sizleri sevdiler. Başka bir istekleri yoktu.
Her biri birer dehaydı. Her
biri üstün zekalı güzel çocuklardı. Dileselerdi, düzenin adamları
olsalardı,
şimdi burada cansız
yatmazlardı. Birer milyoner olurlardı. Ama onlar, halkı, sizleri sevdiler.
sizin sorunlarınızı omuzladılar."
Evet, uğruna ölümü göze aldığı köylülerin ihbarı sonucu katledilmiştir Sinan Cemgil.
Zülfü Livaneli - Nurhak
eski duvar diplerinde karanlık sular
Hasan Hüseyin KORKMAZGİL
ay vurmuş gölgelenmiş kuytular
canım oğul güzel yiğit
al gel kanlı gömleğini,
sana nasıl kıydılar?
canım oğul güzel yiğit
al gel kanlı gömleğini,
sana nasıl kıydılar?
28 Mayıs 2015 Perşembe
Filozoflar, elçiler ve dinadamları
"Daha güzel bir dünyanın, daha
özgürlüklü bir dünya olmadan gerçekleşemeyeceği açık.
Daha özgürlüklü bir dünyanın
kurulabilmesi için de tabuların yıkılması gerekli.
Her türlü tabu yıkılmalı. En başta da
dinlerden, "inanç"lardan kaynağını alan tabular."
"Özgürlükleri bağlayan her türlü zincir kırılmalı, en başta da kafalardaki "iman zinciri".
İman zincirine bağlı düşünce sabittir,
değişmezdir. Bu ise doğanın değişken yapısına terstir.
Zincirli zihin gelişme gösteremez;
değişmelere, gelişmelere ayak uyduramaz.
Dünyamızdaki her türlü olumlu gelişme,
dinin ve imanınki başta olmak üzere,
tabuların zincirinden kurtulabildiği,
yol bulabildiği ölçüde gerçekleşebilmiştir. İnsan aklı,
bilim, teknoloji, insan hakları alanında
ulaşılan noktalar, bu yoldaki adımların ürünleridir.
Akıl ve bilim, aydınlık kesimdedir.
Din, imansa karanlık kesimde. Aklın, bilimin ölçüleri bellidir. Gözlem vardır, deney vardır, nesnellik vardır... Yolu ışıklandıran da bunlar. Din ve imanda ise bunlar yoktur.
Turan Dursun
14 Mayıs 2015 Perşembe
Uzun Kanatlı Kuş Sürüleri Diliyorum Sana / Akgün Akova
Uzun Kanatlı Kuş Sürüleri Diliyorum Sana
aşk çılgınlığının
köprülerinden geçelim seninle
sevgilim, yaban
otları arasında bulduğum yeşim
yüreğimdeki su
birikintisinde okyanusu arayan nehir
sevgilim, unutmabeni çiçeğinin tuttuğu günlük
gözlerimle sarıldığım kuğu bulutlu gökyüzü
ellerini
ayrılıklardan kaçırdığım
dalgın deniz feneri duruşlu
ilkbaharda gezinen sis saçlı sevgilim
mevsimlerin ilkokulundan kışı silelim seninle
yaz yağmurlarına yakalanalım
kumsalında sevişmek istediğin Kız Kalesi'nin önünde
açık hava sinemalarının yıkıntılarında uyuyalım
yer gösterici uyandırsın bizi
gözümüze sıktığı el feneriyle
"hadi kalkın
sevdalılar,
Aşk Hikayesi filminde oynayan çift yaşlanmış,
seyirci sizi görmek istiyor!"
binlerce,
onbinlerce kemanla çağırdığım dolunay
elektriğin gümüş suyuna ışığını değdiren yıldız
yeraltı kentimde biten güzelavrat otu
geçmiş
sevdalarımı erittiğin geceler için
yeniden birini sevmenin ne olduğunu anımsattığın
yüzümde tahtlar devirdiğin,
saraylar yıktığın için
düşlerinin
içinden geçecek
uzun kanatlı kuş sürüleri diliyorum sana
ve severken seni,
sevdikçe seni
hep çocuk
kalacağım, biliyorum
yüreğimdeki su birikintisinde okyanusu arayan nehir
sevgilim, unutmabeni çiçeğinin tuttuğu günlük
gözlerimle sarıldığım kuğu bulutlu gökyüzü
ellerini ayrılıklardan kaçırdığım
dalgın deniz feneri duruşlu
ilkbaharda gezinen sis saçlı sevgilim
mevsimlerin ilkokulundan kışı silelim seninle
yaz yağmurlarına yakalanalım
kumsalında sevişmek istediğin Kız Kalesi'nin önünde
açık hava sinemalarının yıkıntılarında uyuyalım
yer gösterici uyandırsın bizi
gözümüze sıktığı el feneriyle
"hadi kalkın sevdalılar,
Aşk Hikayesi filminde oynayan çift yaşlanmış,
seyirci sizi görmek istiyor!"
binlerce, onbinlerce kemanla çağırdığım dolunay
elektriğin gümüş suyuna ışığını değdiren yıldız
yeraltı kentimde biten güzelavrat otu
geçmiş sevdalarımı erittiğin geceler için
yeniden birini sevmenin ne olduğunu anımsattığın
yüzümde tahtlar devirdiğin,
saraylar yıktığın için
düşlerinin içinden geçecek
uzun kanatlı kuş sürüleri diliyorum sana
ve severken seni,
sevdikçe seni
hep çocuk kalacağım, biliyorum
Akgün Akova
3 Mayıs 2015 Pazar
Özge TOPCU / Umut Aşısı
Ne kadar da sağırsınız! Nasıl da kör! Büyük
gürültünün içinde ki sağırlar.
Büyük kasırganın içinde ki körler.Nasıl da
nasır tutmuş vicdanlarınız.
Nasıl da tek renkli dünyanız. Nasıl da yabancısınız sizden olmayana.
Bir kuşun uçuşundan, bir ağacın yeşermesinden, bir sokağın gürültüsünden, bir şairin mısralarından,
Nasıl da tek renkli dünyanız. Nasıl da yabancısınız sizden olmayana.
Bir kuşun uçuşundan, bir ağacın yeşermesinden, bir sokağın gürültüsünden, bir şairin mısralarından,
bir ozanın bam telinden nasıl da
habersizsiniz.Sahi bir annenin çığlıkları, bir insanın sokakta ki cansız
bedeni,
tek tek sayılan adına rakam denilen ekmek
parası bir tutam siyah olanların acısı hiç mi vicdan zedelenmesi yapmıyor,
o pek imanlı yürekleriniz de. Ama
hakkınızı da yememek gerekir. Siz körüklemenin, uyandırmanın, sarsmanın hakkını
iyi verirsiniz. Kafaya saksıyı tam isabet ettirirsiniz.Sizin o kısık
gürültünüz, o gölgesiz yürüyüşünüz, o boş kelimelerinizin rüzgarı iyi ayağa
kaldırır bizi.
Umut etmeyi en iyi biz biliriz. Nazım'dan bir
mısra, Turgut’ dan bir dize, Edip ‘den bir tutam mavidir servetimiz.
Varsın adımız dillerinizde şekilden şekile girsin.
Varsın yol uzun, engebeli olsun.
Ya bugün, ya yarın, ya ertesi ve daha ertesi…
Ama elbet birgün;“O devrim bu masaya gelecek.”
Sevdalınıza kulak verin: “ Güzel günler göreceğiz çocuklar!”
“Göğe bakacağız.”
Varsın adımız dillerinizde şekilden şekile girsin.
Varsın yol uzun, engebeli olsun.
Ya bugün, ya yarın, ya ertesi ve daha ertesi…
Ama elbet birgün;“O devrim bu masaya gelecek.”
Sevdalınıza kulak verin: “ Güzel günler göreceğiz çocuklar!”
“Göğe bakacağız.”
Özge TOPCU / Umut Aşısı
2 Mayıs 2015 Cumartesi
Şükrü Erbaş / Pervane (Büyüme Masalı)

❝Şimdi ben
tuttum, çizgili defterlere
Boncuklar dizerken hem de
Elleri
şıralı bir çocuğa
Güneş yumağı bir çocuğa, ağaç yarası bir çocuğa
Buğday firikleriyle tarlaları ağzına dolduran bir çocuğa
Kirpikleriyle karları yuvarlaya yavarlaya
Evlerin içine dağlar indiren bir çocuğa
Rüzgarlı memeler pınara hareler düşürecek diye
Pınar lülesine aynalı salıncaklar kuran bir çocuğa
Serçelerle uyanıp puhu kuşlarıyla yatağa giren
Bir avuç sularda ay ışığına belikler ören
Gaz lambalarıyla duvarlara dünyalar çizen bir çocuğa…
Asfaltın bulantısını, denizlerin köpüklü uykularını
Kocaman bir cam kavanoza benzeyen şehirleri
Işıkları, ışıklar içinde gölge masalı insanları
Gürültü makinelerini, dünyadan öteye giden yolları
Yoksul evlerin eşiklerine düğümlü darağaçlarını
İnsanın insanı sevmesindeki mucizeyi
Korkunun, ölümün ilk harfi olduğunu
Dünyanın bütün türkülerinin bizi söylediğini
Acılarımızın başka acılarla güneşe çıktığını
Yeryüzü sofrasının küçücük ellerimizde kurulduğunu…
Anlattım
Öyle mi?..
Ey sözün billuru
Sensin kalbimden dünyaya yürüyen hayranlık.❞
Şükrü Erbaş / Pervane (Büyüme Masalı)
Güneş yumağı bir çocuğa, ağaç yarası bir çocuğa
Buğday firikleriyle tarlaları ağzına dolduran bir çocuğa
Kirpikleriyle karları yuvarlaya yavarlaya
Evlerin içine dağlar indiren bir çocuğa
Rüzgarlı memeler pınara hareler düşürecek diye
Pınar lülesine aynalı salıncaklar kuran bir çocuğa
Serçelerle uyanıp puhu kuşlarıyla yatağa giren
Bir avuç sularda ay ışığına belikler ören
Gaz lambalarıyla duvarlara dünyalar çizen bir çocuğa…
Asfaltın bulantısını, denizlerin köpüklü uykularını
Kocaman bir cam kavanoza benzeyen şehirleri
Işıkları, ışıklar içinde gölge masalı insanları
Gürültü makinelerini, dünyadan öteye giden yolları
Yoksul evlerin eşiklerine düğümlü darağaçlarını
İnsanın insanı sevmesindeki mucizeyi
Korkunun, ölümün ilk harfi olduğunu
Dünyanın bütün türkülerinin bizi söylediğini
Acılarımızın başka acılarla güneşe çıktığını
Yeryüzü sofrasının küçücük ellerimizde kurulduğunu…
Anlattım
Öyle mi?..
Ey sözün billuru
Sensin kalbimden dünyaya yürüyen hayranlık.❞
Şükrü Erbaş / Pervane (Büyüme Masalı)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



