31 Mayıs 2015 Pazar

Zülfü Livaneli - Nurhak



      eski duvar diplerinde karanlık sular
ay vurmuş gölgelenmiş kuytular
canım oğul güzel yiğit
al gel kanlı gömleğini,
sana nasıl kıydılar?

Hasan Hüseyin KORKMAZGİL                      

28 Mayıs 2015 Perşembe

Filozoflar, elçiler ve dinadamları



"Daha güzel bir dünyanın, daha özgürlüklü bir dünya olmadan gerçekleşemeyeceği açık. 
Daha özgürlüklü bir dünyanın kurulabilmesi için de tabuların yıkılması gerekli. 
Her türlü tabu yıkılmalı. En başta da dinlerden, "inanç"lardan kaynağını alan tabular."

"Özgürlükleri bağlayan her türlü zincir kırılmalı, en başta da kafalardaki "iman zinciri". 
İman zincirine bağlı düşünce sabittir, değişmezdir. Bu ise doğanın değişken yapısına terstir. 
Zincirli zihin gelişme gösteremez; değişmelere, gelişmelere ayak uyduramaz. 
Dünyamızdaki her türlü olumlu gelişme, dinin ve imanınki başta olmak üzere, 
tabuların zincirinden kurtulabildiği, yol bulabildiği ölçüde gerçekleşebilmiştir. İnsan aklı, 
bilim, teknoloji, insan hakları alanında ulaşılan noktalar, bu yoldaki adımların ürünleridir.


Akıl ve bilim, aydınlık kesimdedir.
Din, imansa karanlık kesimde. Aklın, bilimin ölçüleri bellidir. Gözlem vardır, deney vardır, nesnellik vardır... Yolu ışıklandıran da bunlar. Din ve imanda ise bunlar yoktur.

Turan Dursun


14 Mayıs 2015 Perşembe

Uzun Kanatlı Kuş Sürüleri Diliyorum Sana / Akgün Akova


Uzun Kanatlı Kuş Sürüleri Diliyorum Sana

aşk çılgınlığının köprülerinden geçelim seninle 

sevgilim, yaban otları arasında bulduğum yeşim 
yüreğimdeki su birikintisinde okyanusu arayan nehir 
sevgilim, unutmabeni çiçeğinin tuttuğu günlük 
gözlerimle sarıldığım kuğu bulutlu gökyüzü 


ellerini ayrılıklardan kaçırdığım 
dalgın deniz feneri duruşlu 
ilkbaharda gezinen sis saçlı sevgilim 
mevsimlerin ilkokulundan kışı silelim seninle 
yaz yağmurlarına yakalanalım 
kumsalında sevişmek istediğin Kız Kalesi'nin önünde 
açık hava sinemalarının yıkıntılarında uyuyalım 
yer gösterici uyandırsın bizi 
gözümüze sıktığı el feneriyle 


"hadi kalkın sevdalılar, 
Aşk Hikayesi filminde oynayan çift yaşlanmış, 
seyirci sizi görmek istiyor!" 


binlerce, onbinlerce kemanla çağırdığım dolunay 
elektriğin gümüş suyuna ışığını değdiren yıldız 
yeraltı kentimde biten güzelavrat otu 

geçmiş sevdalarımı erittiğin geceler için 
yeniden birini sevmenin ne olduğunu anımsattığın 
yüzümde tahtlar devirdiğin, 
saraylar yıktığın için 

düşlerinin içinden geçecek 
uzun kanatlı kuş sürüleri diliyorum sana 
ve severken seni, 
sevdikçe seni 

hep çocuk kalacağım, biliyorum

Akgün Akova

3 Mayıs 2015 Pazar

Özge TOPCU / Umut Aşısı





































Ne kadar da sağırsınız! Nasıl da kör! Büyük gürültünün içinde ki sağırlar. 
Büyük kasırganın içinde ki körler.Nasıl da nasır tutmuş vicdanlarınız.
Nasıl da tek renkli dünyanız. Nasıl da yabancısınız sizden olmayana.
Bir kuşun uçuşundan, bir ağacın yeşermesinden, bir sokağın gürültüsünden, bir şairin mısralarından, 
bir ozanın bam telinden nasıl da habersizsiniz.Sahi bir annenin çığlıkları, bir insanın sokakta ki cansız bedeni, 
tek tek sayılan adına rakam denilen ekmek parası bir tutam siyah olanların acısı hiç mi vicdan zedelenmesi yapmıyor, 
o pek imanlı yürekleriniz de. Ama hakkınızı da yememek gerekir. Siz körüklemenin, uyandırmanın, sarsmanın hakkını iyi verirsiniz. Kafaya saksıyı tam isabet ettirirsiniz.Sizin o kısık gürültünüz, o gölgesiz yürüyüşünüz, o boş kelimelerinizin rüzgarı iyi ayağa kaldırır bizi.

Umut etmeyi en iyi biz biliriz. Nazım'dan bir mısra, Turgut’ dan bir dize, Edip ‘den bir tutam mavidir servetimiz.
Varsın adımız dillerinizde şekilden şekile girsin.
Varsın yol uzun, engebeli olsun.
Ya bugün, ya yarın, ya ertesi ve daha ertesi…
Ama elbet birgün;“O devrim bu masaya gelecek.”
Sevdalınıza kulak verin: “ Güzel günler göreceğiz çocuklar!”
“Göğe bakacağız.”


Özge TOPCU / Umut Aşısı

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Şükrü Erbaş / Pervane (Büyüme Masalı)


Gömülü resim için kalıcı bağlantı
Şimdi ben tuttum, çizgili defterlere
Boncuklar dizerken hem de

Elleri şıralı bir çocuğa 
Güneş yumağı bir çocuğa, ağaç yarası bir çocuğa
Buğday firikleriyle tarlaları ağzına dolduran bir çocuğa
Kirpikleriyle karları yuvarlaya yavarlaya
Evlerin içine dağlar indiren bir çocuğa
Rüzgarlı memeler pınara hareler düşürecek diye
Pınar lülesine aynalı salıncaklar kuran bir çocuğa
Serçelerle uyanıp puhu kuşlarıyla yatağa giren
Bir avuç sularda ay ışığına belikler ören
Gaz lambalarıyla duvarlara dünyalar çizen bir çocuğa…

Asfaltın bulantısını, denizlerin köpüklü uykularını
Kocaman bir cam kavanoza benzeyen şehirleri
Işıkları, ışıklar içinde gölge masalı insanları
Gürültü makinelerini, dünyadan öteye giden yolları
Yoksul evlerin eşiklerine düğümlü darağaçlarını
İnsanın insanı sevmesindeki mucizeyi
Korkunun, ölümün ilk harfi olduğunu
Dünyanın bütün türkülerinin bizi söylediğini
Acılarımızın başka acılarla güneşe çıktığını
Yeryüzü sofrasının küçücük ellerimizde kurulduğunu…

Anlattım
Öyle mi?..

Ey sözün billuru
Sensin kalbimden dünyaya yürüyen hayranlık.


Şükrü Erbaş / Pervane (Büyüme Masalı)

20 Nisan 2015 Pazartesi

Nazım Hikmet - Genco Erkal - Nerden Gelip Nereye Gidiyoruz?


Nazım Hikmet - Genco Erkal - Nerden Gelip Nereye Gidiyoruz? - Zapkolik - zapkolik.com

Tanrı ellerimizdir,
Tanrı yüreğimiz, aklımız,
her yerde var olan Tanrı, toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte
ve bestecisi sayılarda ve satırlarda ulu uyumların.

İnsanlar sizi çağırıyorum :
kitaplar, ağaçlar ve balıklar için,
buğday tanesi, pirinç tanesi ve güneşli sokaklar için,
üzüm karası, saman sarısı saçlar ve çocuklar için.

Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.

Nazım Hikmet RAN /  NERDEN GELİP NEREYE GİDİYORUZ


16 Nisan 2015 Perşembe

Enfekte bir günün hikayesi! / defter


























Borges Defteri

Enfekte bir günün hikayesi! / defter
Yirmi yıl önce bugünkü gün yeryüzünün en genç sendikacısı , 
Pakistanlı “İkbal Mesih” öldürüldü! 

Marks: 
“Kapitalizm ve gövdesinin her deliğinden,tepeden tırnağa, kan ve enfeksiyon akıyor.” yazdı. 
İşte bu sözlerİ, kimileri sadece okur, kimileri tanıklık edere ve birileri yaşamlarının 
son anına kadar yaşarlar, kemik iliklerine kadar hissederler. 6 yaşında bir çocuk ailesi tarafından önce halı dokuma atölyesine satılır. Ailesi bir halıcıdan 12 dolar borç alır, 
ödeyemez, karşılığında küçük İKBAL işverenin halı atölyesinde zorunlu olarak çalışmaya başlar. O andan sonra ne ücret söz konusudur ne de herhangi bir hak-hukuk. 
Bir yılın sonunda işveren çocuğun giyim-gıda masrafı olarak borcu 260 dolara çıkarır. 
Bir çeşit kölelik sistemi. İkbal, Günde 14 saat, nemli ve insani koşullardan yoksun atölyede çalışır. Aradan iki yıl geçtikten sonra, bir gün yakın akrabası aracılığıyla Lahor kentinde “Ücretsiz Çalıştırılmaya Karşı Mücadele Cephesi”nin varlığını öğrenir, 
atölyeden kaçar ve ilk toplantısına katılır. Cephenin genel başkanına (İHSANULLAH HAN) kendini tanıtır, ağır durumunu anlatır, aldığı tavsiye mektubuyla Cephenin okulunda 
eğitime başlar. Dört yıllık okulu 2 yılda bitirir. Küçük yaşına rağmen tüm Pakistan çapında kendi durumundaki çocukların sesi olur. Bu tavrı büyük-orta ölçekli 
ve ücretsiz çocuk işçi çalıştıranların hoşuna gitmez. Kimliğini gizleyerek onlarca atölyeye 
işe girdi , çocukların durumlarını yakından inceledi, tutanaklar tuttu. 
Yüzlerce çocuğun kurtuluşu için mücadele etti. Reebok İnsan hakları ödülünü aldı. 
16 Nisan 1995 tarihinde ve sadece 12 yaşındayken 
kalbine isabet eden tek kurşunla ve sömürü düzeninin uşakları tarafından öldürüldü. 
Birilkbahar dolusu gibikısa ama dolu dizgin yaşamı, onurlu duruşu ve ondan sonra yeşeren 
düşünce fidanları. Onun o unutulmaz sözü yeryüzünün bir yığın yer altı atölyesinde 
esir muamelesi görerek çalıştırılan çocuklara bir yol feneridir: 

“Artık patrondan korkmuyorum, o benden korksun”. 

Adı: İkbal, Soyadı: Mesih! 
Kimi adlar ve soyadlar aslında bir sır gibi kaderlerini sırtlarında taşırlar. 
Fotoğrafını defterin en güzel sayfasına çoktan iliştirdik. / defter

“Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler...”  /  Nazım Hikmet


Kaynak: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=1202800025520466&set=a.1015642290073.2310.1795583777&type=1&theater