27 Kasım 2014 Perşembe

Gençlik ömrün bir parçası değildir

Gençlik ömrün bir parçası değildir

O bir akıl ve idrak durumu, bir irade derecesi, bir hayal gücü, heyecanların kuvvet ve dinçliği, cesaretin korkaklığa, macera iştahının rahat ve asude yaşama sevdasına galebesidir.
Hiç kimse, yalnız birkaç yıl fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz.
İnsanları ihtiyarlatan ideallerinin gömülmesidir.
Seneler cildi buruşturabilir.
Fakat heyecanların feda edilmesi ruhu buruşturur.
Üzüntü, şüphe, nefse itimatsızlık, korku ve yeis;
Bütün bunlar başları eğen ve ilerleyen ruhu tekrar gerisin geriye mezara götüren, uzun, çok uzun yıllardır.
Hepiniz inancınız kadar genç, şüpheniz kadar ihtiyar,
Kendinize olan güveniniz kadar genç, yeisiniz kadar ihtiyarsınız.
Kalbiniz dünyadan, insanlardan ve sonsuzluktan güzellik, sevinç, cesaret, büyüklük ve kuvvet haberleri aldığı müddetçe gençsiniz.
Bütün bu hatlar yıkılmış ve kalbinizin tam ortası, kötümserlik karları ve bağnazlık buzları ile örtülmüşse, o zaman artık muhakkak ihtiyarlamışsınızdır.


Gönderen  hikayelerdirgeriyekalan: Gençlik ömrün bir parçası değildir:



Kimse kimseyi kendine benzetecek kadar üstün değildir.
Çok değil, bizim size duyduğumuz saygı kadar saygı istiyoruz. 
Ölüm korkusuyla, yaşama sevincini unutan insan, dünyaya nasıl iyilikler katabilir. Birine korku verenin korkusu daha büyüktür. Hiçbir yanlışlık susarak çözümlenmez. Sizin özgürlüğünüz bizim BARIŞ'ımızdan geçiyor,tutsaklığınızı görmüyor musunuz?

Şükrü ERBAŞ

17 Kasım 2014 Pazartesi

Abdullah Oral / Nazım Hikmet, Vatan Hainliğine Devam Ediyor Halâ



Nazımın ülkesinde işçisi çifçisi Memuruyla tüm emekçi kesim 
Böylesine siyasi iktidar tarafından yok sayılırken Nazım Hikmet Ran'ı
Vatan Haini olmaktan asla uzak tutamazsınız..

Nazım Hikmet, Vatan Hainliğine Devam Ediyor Halâ.

Vay be vay anasını be
Vay benim ellerimde serpilip gelişen hayat
Vay benim
Aydınlık düşlerime
Saplanan hançer

Vay benim puslu yollarında
Düşüp kalktığım yurdum.

Düşmüşüz iki kollu uçurumun
İki sarkık yanına.

Yüzlerini ayaklar altına almış
İnsanlar yürüyor
Kendi göğünden uzak uçurumlara.

Zulmün pençesine düşmüş özgürlüğüm
Can telef etmekte
Sanayi yollarında
Nazım Hikmet
Vatan hainliğine devam ediyor hala.

II
Bugün
Yüzüncü yaşına ayak basıyor Nazım
Sakın demeyin ha
Ölümden sonra yaş mı sayılır.

Sayılır lan sayılır
Adam gibi yaşayana ölüm mü olur.

Onlar
Tek duvaklı gelinin
Gerdeğine girer gibi
Girdiler toprağın koynuna
Hücre hücre sararak yurdu.

Ölümsüzlüğe kulaç atarak
Aştılar ölüm denizini.

Onlardan bir çığlık kalır
Sokaklarda yansıması dinmeyen
Ölümsüzleşirken sevda
Ölümsüzleşir isyan.

Yıllar öncesinin yansıması
Çınlıyor kulakları da
Amerikanın yarı sömürgesiyiz
Diyor Nazım

III

Ustaya hırlaşıyor
Kan buğusunda dişlerini ısıtanlar
Salyalı dudaklardan
Dehşeti dökülmekte yaşamın.

Çok şükür, çok şükür
Ölsem de gam yemem gayri
Sonunda kurtulduk yarı sömürgecilikten
Şimdi
Tam sömürgesiyiz Amerikanın.

Emek işkenceye mahkum
Umut dar ağacında
Yargısız katledilmekte hayat

Şimdilerde
Deli dolu akıyor koyağında sular
Başlarını çarpa çarpa taşlara
Nazım Hikmet
Vatan hainliğine devam ediyor hala.

Bir dolar bir buçuk milyon
Efendilikten kurtardık köylüyü
Kölesi yaptık yoksulluğun
İzavura lar bize ağlıyor şimdi

IV

Bütün kirlenmelere
Kapattıkça kapılarımızı
Alıcılarımızdan girdiler
Odamızın sıcaklığına.

Önce kültürlerimizi yozlaştırdılar
Sonra çaldılar duygularımızı
Gün geçtik çe
Kendi maymununu yarattı sermaye.

Haber dediler
Pisliklerini döktüler eteklerinden
Kim kiminle yatmış
Kimin şeyi kimin neresinde
Piç ettiler yaşamı.

Piç ettiler serpilip gelişen hayatı
Şimdi
Medya maymunlarının
Salyalı dudaklarından
Hortumlananm kanı dökülmekte
Emekçi halkımın.

İki bacak arasına asılmış sevda.
Yoksulluğun_
_Bekareti satılmakta otel odalarında.

Şose boylarında aç kadın
Doyurabilmek için bebesini
Sarkık memelerini okşatmakta
Yüzünü yitiren insana.

v

Fabrika kapılarında
Makina lar dan değersiz
Kendi mezarına kazmakta emekçi.

Kul edilmiş insanlık kula
Nazım Hikmet vatan hainliğine
Devam ediyor hala.

Vay be- vay anasını be
Tükürmeli böyle yaşama
Nereden nereye geldik böyle.

Vay benim
Çürümüş damaklarımda
Kırılıp dökülen dişlerim
Henüz çiğnenmeden çalınmış lokmam.

Vay benim omuzdan düşen kolum
Vay benim bir defa bükülüp
Bir daha doğrulmayan belim.

Nereye böyle ayaklarım
Niçin susarsın dillerim
Neden görmezsin gözlerim
Baksana, duysana, görsene
Nazım Hikmet vatan hainliğine
Devam ediyor hala.

VI
Nasırlanmış
Çatlak derisinden
Kanımı sızdıran
Ellerim
Bırak yazma gayrı
Yarına kalsın güzel sözler
Sevdalar aşklar
Tutkularım aydınlık özlemim.

Sakın ha Abidin
Sakın çizme
Mutluluğun resmini.

Hele bir sürelim maviye yelkenleri
Hele bir varalım gelecek o günlere

Sakın ha Abidin..
Bir umudum kalsın yarına
Bak gül yanaklı bebesini emziren
Anneler
Zehir içiriyor bebesine.
Sarı balık yitirdi rengini
Sakın ha Abidin...
Bu kahır öldürsün beni...

Çizersen
Çürütürler mutluluğu
Kırılır direncim
Gelecek nesle kalsın
Mutluluğun resmi.

VII
..
Biraz daha bekle be Abidin
Hele bir hanımeli açsın
Tanyaların çığlıkları açsın balkonlarımızda.

Güneşe başkaldırsın
Utancını kasketin altına saklayanlar

Gözden kaçan gerçeğin
Dile düşen adıdır isyan.

Hasret yangını
Dudaklarımdan
Özgürlük türküsü dökülsün hele bir.

Hele bir
Yürek diretilsin
Diş bilensin
Yarınsız kalışlara.

Kırılsın bilekte zincir
Yıkılsın hücreler
Sevdam ulaşsın bulutlara
Baksana Abidin...
Nazım usta
Vatan hainliğine
Devam ediyor hala

Vııı

Özgür bir dünya düşlerken
Hortumlandı damarımda kan.

Emek yenik düştü
Kasalarını vatan sayanlara
Afrikalılar gibi yaşıyoruz da
Avrupalaştık diyoruz.

Kendi kabuğuna çekilmiş
Cevahir yürekliler.
Sarhoş ağızlara yenik düşmüş
Direniş türkülerim.

Barlar pavyonlar
Devrimci tüketiyor
Kafatasçı üretiyor
Salyalı dudaklarda sarhoş naralar.

Umut ayaklar altında
Emek katlolmakta fabrikalarda
Nazım Hikmet vatan hainliğine
Devam ediyor hala...

IX
Yüz yıllık
Bir direniş türküsü Nazım
Bazen şiir olur
Bazen türkü
Bazen kaygısıdır kan içicilerin.

O şimdi
Başı göklerde bir çınar.
Çalamamışlar güneşini.
Rüzgarlara bırakmış şiirlerini.
Onun türküsü gelir uzaklardan
Rüzgarın kanatlarıyla.

Dağlar türkü söylüyor
Nehirler ağlıyor
Kalemim-
Pis yüreğine
Dalıp dalıp çıkıyor.

Kahpeliğin ırkçılığın
Ve satılmışlığın
Yüreğimde sevdası Nazım'ın
Ellerimde isyanı.

Yıllanmış bir çınarbaşı yıldızlarda
Yüzüncü yaşında.
Vatan hainliğine devam ediyor
Nazım Hikmet RAN hala.......

Abdullah Oral / Nazım Hikmet, Vatan Hainliğine Devam Ediyor Halâ.

15 Kasım 2014 Cumartesi

Ahmet TELLİ - KONUĞUM OL


Bir akşam konuğum ol oturup konuşalım seninle
Anıların çubuğunu yakıp uzatalım geceyi biraz
Sabaha doğru perdeyi aralayıp ufka bakalım
Bir çocuk gibi hayretle seyredelim güneşin doğuşunu
Kendimize daha az zaman ayırsak da olur geceden
Çünkü boğulabilir insan yalnız kendini düşünmekten
Açılmayan kitaplar unutulmuş aşklar gibidir
Kitaplardan söz edelim
Ve onların gizli kalmış sessiz tadlarından

Sabaha doğru perdeyi aralayıp ufka bakalım 
ve bir çocuk gibi hayretle seyredelim güneşin kızıllığını
Konuşulmadan kalan daha çok şey vardı
diye  düşünerek çıkalım güneşle kucaklaşan balkona 
— Üşütmesin sabah serinliği
Bir bardak demli çay burukluğu gibi kalsın 
gecenin ve sabahın tadı yaşasın anılarımızda
Konuğum ol, oturup konuşalım bir akşam 
ve uzatalım geceyi sözün çubuğunu yakarak 


Ahmet TELLİ - KONUĞUM OL

Trajedi - Mayakovski / Yiğit Tuncay



Yiğit Tuncay'ın, Mayakovski'nin
şiir ve yaşam kesitlerinden sahneye
uyarladığı "Pantolonlu Bulut" adlı
oyunun 1. Sahnesi'dir. Bu oyun 1989
ile 1996 yılları arasında 7 yıl boyunca
sahnelenmiştir.

Halk Sahnesi Oyuncuları - www.halksahnesi.org

14 Kasım 2014 Cuma

Aziz Nesin - SON KONUĞUMA MEKTUP



Canalıcıma,
Uykumdayken, kancıkçasına baskın verme!
Gelince de saygısız konuklar gibi oturup, yerleşip, siftinip çöreklenme!
Seni bir müzmin tedirginlik olarak derime yapışmış, canıma sıvışmış olarak kendimde duymayayım.

Düşün ki ben seni, varlığımın bilincine vardığımdan beri beklemekteyim. Bunca zamandır beklenen bir konuğa yaraşır bir saygınlıkla gel!Sana olan saygımı yitirtme bana. Gürültülü patırtılı gelme! Kimseler duymasın geldiğini. Bir sen bil, bir de ben bileyim yeter. Gelişin herkesleri ayağa kaldırmasın. Tam bana göre, bana uyan bir davranışla gel. Sessiz sessiz sürdürdüğüm, bunca yıllık yaşamıma yaraşacağı üzere suskun, susuk gel! Çünkü benim için geleceksin, beni almaya geleceksin, başkalarını tedirgin etmeye değil. Uykumda birden bastırma ki, bunca yıldan beri gelişini gözlediğim en gerçek ve en son konuğuma göstermem gereken saygıda bir eksikliğim olmasın. Saygı ile ayağa kalkıp seni buyur edeyim. Almak istediğini, sana onurla kendim sunarak vereyim. Bir yaşam boyu çektiklerimi az bulup, bana bir de sen çektirmeye kalkma! Her ne çektimse hepsine güler yüzle katlandım, onları salt kendim bildim. Üzünçlerimi kendime sakladım, sevinçlerimi el ile bölüştüm. Sonum da böyle olsun isterim. Bilirim, güçlüsün. Kimselere eğilmemiş başım, senin önünde eğilebilir; ama bunu bana yaptırma!Bana yaşamımı yadsıtıp, sonunda beni kendimden utandırma! Senin amansızlığından böyle bir yiğitlik bekliyorum, bana önünde baş eğdirtme! Güler yüzle gel, gülümseyerek karşılayayım seni...

Dimdik yaşadım, sen de beni dimdik kucakla, al götür. Pusu kurma, arkamdan vurma. Ayakta karşılaşalım soylucasına... Öyle çelebicesine gel ki seninle gitmek için istekleneyim. Senin gelişinle ikimizin birden gidişi bir olsun. Şimdi var, şimdi yok olalım. Bekletme beni, elini çabuk tut. Her şey birdenbire olup bitsin.

Sen öyle bir kesin gerçeksin ki, sana yalan da söylenemez. Bütün yaşamımda çağdaşlarımdan hiç birini kıskanmadığımı bilirsin; İyi yürekliliğimden değil, hiç birini kendimden büyük görmediğimden. Yine bilirsin, yaptıklarımla ya da yapmayı tasarlayıp yapamadıklarımla da böbürlenirim. Bana verdiğin mühlet içinde, tasarladıklarımı yapamadınsa, evet, suç kimsenin değil benim... Bu ceza yeter bana; çünkü acısını duyanlar için cezaların en ağırıdır. Herkes gibi ben da seninle ilk ve son olarak yalnız bir kez karşılaşacağım. Bu karşılaşmamız, nerede ne zaman, nasıl olsun diye, zaman zaman çok değişik istekler geçirdim içimden. Kahraman olmak istediğim dönemlerim oldu. Kahramanlık ilk savaşlarında ölmeyen, son savaşlarında da sağ çıkmayanlardır. Seninle son savaşımda karşılaşmayı istedim bir zamanlar. Savaşın, yaşam boyu sürdüğünü, yaşadıkça sonu olmadığını bilmiyordum. Sonsuzca süren bu savaşımın öyle bir yerinde gel, öyle bir güzel gel ki, sana gülümseyerek elimi uzatıp “merhaba!” diyebileyim. Bir zamanlarda uzun uzun yaşayıp bitkiselliği dönüşmeyi, bitkisel yaşamımda gelişini bile bilmemeyi istedim. Şimdiyse ne kahramanlık gösterisinde, ne bitkisel bitkinliğinde gelmeni istiyorum.

Dilersen en beklemediğimi sandığın zaman gel. Beni hiç şaşırtmayacaksın, çünkü hep aklımdasın, beynimde bir kıymık gibi... Korkmadan bekliyorum gel!

Nice yaşadımsa, seninle baş başa diş dişe döv üştüm. Birkaç kez yendiğim de yenildiğim de oldu. Canım ki en kutsal olan her şeyim benim, onu elbette bana yakıştığı gibi ayakta, saygı ile yiğitçe vermek isterim; teslim olmadan... Bir armağan gibi vermek canımı. Sen de, yeniğin kalemini-ki o kalem hep kılıçtı-teslim alırken iki elinle başının üstüne saygıyla kaldırarak al beni! Lekesiz arı-duru, yaşamı süresince hep kendi kendini arıtan bir cana saygılı ol, benim sana saygılı olduğum gibi. Kimselere demedim, sen de kendine of dedirtme bana. Ne kahramanlıkta, ne bitkisellikte, işte şimdi olduğum gibi bir sıra, elimde kalem;önümde kâğıtla daktilom, böyle bir zamanda gel!İstersen gece, istersen gündüz, istersen yazın, istersen kışın gel;Kapım da yüreğim de her zaman açık sana! Yeter ki kendi gözümde kendimi küçültme bana, kimseden su istetme. -Üstelik benim savaşım seninkinden çok daha yüce idi. Çünkü sen, sonunda nasıl olsa utkunun senden yana olacağını biliyordun. Oysa ben, sonunda nasıl olsa yenik düşeceğimi biliyordum. Yenileceğimi bile bile , ama hiç yenilmeyecekmişim gibi, beni yenecek olanın üstüne üstüne varmadım mı? Bir an olsun korktum mu, ya da kaçmayı düşündüm mü?

Birazcık daha yaşayabilmek için, birazcık daha iyi yaşayabilmek için, bunca güzelim bu yeryüzü uğruna bile, sana bir kıpı ödün verdim mi?

Yaşamayı haketmeye çalıştığım gibi, ölümü de haketmek istiyorum. Bu hakkı bana tanı! Çünkü, bu sonsuz güzellikler açan güzelim dünyaya, ben de gücümce güzellikler katmaya çalıştım. Bir güzel ada, atlasta görünmeyecek denli küçük diye yok sayılabilir mi? Benim katkım da atlasta görünmeyecek denli küçücük olsa da, var.

Ne mi yaptım? Ortaçağ simyacıları taşı altına çeviremedi. Ama ben bir simyacıyım, gözyaşlarımı gülmeceye çevirerek dünyaya sundum.

Saygıyla gel, bekliyorum.

Aziz Nesin - SON KONUĞUMA MEKTUP